|
24 saatlik sonrası sabahları bana kimse dokunmasın isterim. Kendimi ben bile görmek istemem. Hatta sabah gelen hastalarımı sansız adlederim. Yaştan mı, yorgunluktan mı, Trabzon’un insanın tenine dokunan soğuğundan mı, arada bir bedenimi yoklayan eklem ağrılarından mı bilemem ama, sabahları çekilmez olurum. Yine bir nöbet sabahı gülen yüzüyle, o tüm sempatisiyle Dr. Ferhat bey çıktı karşıma. Konuşacakları varmış benimle, bir tedirginlik kapladı yüreğimi; Ben Dr. Fatma eminsiniz değil mi abi dedim, evet dedi. Kesin dedim hastanın birine iyi davranmadım galiba aslında nadirdir benim hastalarımla anlaşamadığım. Çünkü ben her zaman hasta tarafındayım. Kendim hastaymışım gibi düşünerek elimden geleni yaparım. Dr. Ferhat Bey kaştılaştığımızda sohbet etmekten, onunla selamlaşmaktan onur duyduğum bir abimdir, hatta karlı bir kış gününde kolumuza girip yürümemize yardımcı olmuştu da ne kibar adam diye düşünmüştüm. Öğrendim ki o da Giresun’luymuş aynı havayı soluyup, aynı meslekten olmanın yanında aynı şehirdenmişiz. Aslında benim her zaman önceliğim Türkiye’li olmaktır. Bu memleketin havasını solumak, suyunu içmek, Çanakkale zaferinin, kurtuluş savaşının kahramanlarının torunları olmaktan gurur duyarım. Anadolu’lu olmak, Osmanlı torunları olmak bize, bırakanlara sahih çıkıp çocuklarımıza devredebilmek önceliğimizdir. Giresun’lu olmak bu manada bir ayrıcalıktır.
Benden yazı yazmamı istediğinde Dr. Ferhat Bey; acaba yapabilirmiyim dedim. Düşündüm de yazsam, nasıl başlasam diye, aslında konu yazmak olunca o kadar çok şey var ki elime kalemi alarak başlamanın doğru olduğunu düşündüm. Doğadan mı, yeşilliklerden mi, çiçeklerden mi, baharın kokusundan mı, akan nehirlerimizden mi, mavi gökyüzünden mi, yağan yağmurumuzdan mı yazsam acaba? Ya da çocuklardan mı, anne olmaktan mı, doktorluktan mı, yoksa bizi yetiştiren öğretmenlerimizden mi başlasaydım. Hayata dair ne varsa yazabilirim kaygısızca. Kim ne der, ne düşünür demeden hayatın kendisi gibi yazabilirim. Sevebilme kaygısı çekmeden öncelikle sevebilmeliyiz. Tek çabamız sevebilmek olmalı, ne güzel, neler yaratmış yüce rabbim sevebilmemiz için onun yarattığı her şeyi sevebilirsek bizde sevilebiliriz elbet.
Şükürler olsun Allah’a bunca yeyi verdiği için bana sahip olduklarımızı saymakla bitiremeyiz. Sahip olabileceklerimizi hayal edebilmek ne güzel. Aslında yaradan bize nasıl da kocaman bir armağan vermiş koca bir dünya, nefes alabilme, çiçekleri koklamak, renklerine bakmaya doyamamak sana şükredebilsek yüce Allah’ım! İşte böyle ne varsa dünya ya dair, sevgiye dair yüreğimden geçenleri paylaşabilirim ancak. Elbette Dr. Ferhat abiye dair hep bir şeyler yazabileceğim; Bu durum onunla pek çok güzel işleri yapacağımızı gösteriyor.
Hayat denen şey aslında güzel bir rüya görmek kadar kısa. Dönüp baktığımda ne kadar hızı geçmiş yıllar, okul bitmiş evlenmişiz, anne olmuşuz, yıllar olmuş çalışıyoruz ama öyle hızlı geçmiş ki başıyla sonu arasında uzun bir zaman yok bardağımızdan bir yudum su içer gibi yudumlayıp tüketmişiz yılları. Kiminle konuşsan zamanın hızından konuşmadan edemiyor. Hal böyle iken iyi yaşamak, hoşgörülü olmak, yaradılanı sevmek yaradandan ötürü, birbirimizi anlamaya çalışmak, hayatları inciltmemek, kalpleri kırmamak, gerekli diye düşünüyorum, ben değil biz, benim çocuğum değil; hepinimizin çocuğu olmalı gayeniz.
Dünyanın öbür ucundaki birinin acısı bizim de acımız olmalı aslında. Ben yaşadıklarımdan yola çıkarak böyle düşünüyorum . Elbette, hayatın gerçekleri, zorluklar var. Aşılmaz engelleri, ulaşılmaz tepeleri var. Tabiî ki de olacak. Hayat bir imtihan değil mi zaten. Aslında acısı olmadan hastalık olmaz. Sancı çekmeseydi hasta doktora gelmezdi. “Amaç nehirler gibi kalkıp, nehirler gibi ulaşabilmektir denize”. Ne güzel bir söz değil mi? Başaramamak olsaydı, başarının hazzını nasıl yaşayabilirdik. Ben uzun bir yola girdim galiba, aklıma geleni yazıyorum.
Etrafınızdan esirgemediğiniz bir tebessümünüz, içten verdiğiniz bir selamınız için teşekkür ederim. Sevgilerle kalın.
Dr.Fatma Kudal KOÇ Kemik Hastalıkları Hastanesi Acil Servisi www.giresunlularder.com
|